<< ana sayfa  
 


BEN İSMET ÇENESİZ;

6.6.1936  günü Albayrak 2 nci sokakta   9 nolu evde dünyaya gelmişim. Her nedense nüfus kağıdımda 1938 yazıyor. Babam İsmail annem Münevver Çenesiz’dir . Ailenin en büyük çocuğu olan ablam Cavidan Çenesiz (Amanvermez) İzmir’de oturuyor. Ağabeyim İlhan Çenesiz’ de İstanbul'da oturuyor. Turhal ve Sivas Gemerek'te tuğla fabrikaları var oğlu ile birlikte çalışıyor.

Babam dülgerdi Küçük İsmail lakabıyla anılırdı. Çalışkan ve eli açık bir insandı. Küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiş. Şehirden köye göçmek mecburiyetinde kalmış. 5-6 sene sonra yeniden babasının arkadaşı olan meşhur Muttalip Gürsel ustadan sanatını iyice öğrenmiş. Ustasıyla aralarında baba evlat saygısı varmış.

Babamı 1976 yılında kaybettik. Annem ise 1900 doğumlu tam bir eski zaman kadını idi. Sabahları ezandan önce kalkardı. Güçsüzlere karşı çok duygulu, merhametli ve cömertti. Çorum Güçsüzler Evinin yeri annemindi orayı bu hayır işine kendisi tahsis etti. 1993 yılında hakkın rahmetine kavuştu. Daha sonra Güçsüzler Evininin işlerini biz üstlendik. Ordaki yerimiz şu anda da hayır kurumlarına hizmet vermektedir.

Doğduğum evden ayrılışımızı hatırlamıyorum. Büyüdüğüm ev de doğduğum eve yakın Alaybey çıkmazı No:1'de, köşe başında idi.

1945 yılında Albayrak İlkokuluna gittim. 3 ncü sınıfta kendi isteğimle Tanyeri İlkokuluna geçtim. Kendimi övmek gibi olmasın her bakımdan çok iyi bir talebeydim. 1950'de Erkek Sanat Enstitüsüne kayıt oldum. 1955 yılında da okulu  bitirdim. Orada iyi bir talebelik hayatım oldu. Her bakımdan iyi bir talebe idim. 

6.6.1958'e evlendim 4 çocuğum var. İkisi oğlan, ikisi kız. Büyük oğlum İsmail Çenesiz, Başaran Toprak Sanayinin (Ece Kiremit) başında ayrıca Ece Banyo Yönetim Kurulu üyesi. Büyük kızım Mine emekli ve çocuklarıyla birlikte yaşıyor. Diğer kızım Neslihan,  Ece Banyo Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Onur’la evli ve kendisi firmada aktif olarak görev alıyor. Küçük oğlum Erdem ise Ece Banyo Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütüyor.  9 torun sahibi etti yüce Allah. Allah hepsine selamet versin.

1959 Temmuzunda yedek subay okulunda askerliğim başladı. Tank bölümüne ayrılmıştım. Türkiye'nin ilk yedek subayı olarak Tank Asteğmenleri biz idik. Kıta görevimi Urfa'nın Birecik kazasında yaptım. 1960 ihtilalinde 1 ay bu kazada Belediye Başkanlığı yaptım. Birecik’te ve Belediyede kendimi sevdirdim. Herkese ben saygı gösterdim karşılığını da gördüm. 20 sene boyunca Birecik Belediyesinden bayramlarda tebrikleştiğim arkadaşlarım oldu.

İlkokul sıralarında hangi mesleğe ilgi duyduğumu anımsamıyorum. Ama sanat Enstitüsünün sonlarına doğru inşaat mühendisi olmayı arzu ediyordum. Babamda bunu çok istiyordu. Sanırım onunda tesiri oluyordu. Fakat son sınıftan sonra okumayı bırakıp ağabeyimle birlikte kurulu tezgahımız olan babamın mesleğini yani marangozluk ve biçkicilik işini yapmaya karar verdik.

Okulu bitirince 1955 yılının temmuz ayında Hamit Camii'nin ordaki dükkanımızda işe başladık. Başlayış o başlayış askere gidinceye kadar orada askerden gelince de Hıdırlık civarındaki hâlâ mülkiyeti bize ait olan ve şu anda içinde dört tane kiracı bulunan yerde 1964 yılı sonuna kadar çalıştık. İşimiz çok iyiydi, zamanına göre çok da iyi para kazanıyorduk. Mesleğimizde Çorum'da en iyi bizdik diyebilirim.

1965 yılı baharında Halit Hamoğlu ve Mehmet Balaban ile Güneş Kiremiti kurduk. Bu arada Turhal'da ki Baldudak Kiremit Fabrikasını da aynı Şahıslarla ortak aldık. 1965 sonunda ortaklığımızı bizim gördüğümüz lüzum üzerine ayırdık. Ağabeyimle ben Turhal'daki fabrikayı, Halit Hamoğlu Güneş Kiremiti aldı. Mehmet Balaban ise mesleği bıraktı.

1975' yılında Turhal'dan ayrılıp Samsun'a göçtüm. 1987 Mayıs ayında Başaran Kiremiti aldım ve akabinde Çorum'a tekrar döndüm. 1994'de Çenesizler Seramik A.Ş (ECE BANYO)' yi Çorum Organize Sanayi Bölgesinde kurduk. Şu anda Çenesizler Seramik, (Ece Banyo) Ece Kiremit (Başaran Toprak San.) ECM Banyo Gereçleri ve Plastik Atık Boru fabrikalarımızda üretim faaliyetlerimiz sürmektedir.

Sanayicilik her zaman zor olmuştur ama 1998-1999 yılı bir başka zordu. Yapmak ayrı dert, satmak ayrı dert. Parayı tahsil etmek ise hepsinden zor. Mesela 15 Şubat 1999 günü Seramikte bir iş kazası oldu bir işçi vefat etti (Allah gani gani rahmet etsin). Benim işçiye nasıl davrandığımı onlar için nasıl bir yol çizdiğimi herkes bilir. Maddi ve manevi tazminat olmak üzere iki dava açıldı. Sigorta der, anormal paralar ödeyeceksin Akrabaları yine öyle. Tabi ki işçinin yakınlarına ödeme yapılmalı ama bunu Sosyal Sigortalar yapmalı. Sigorta ona yaklaşmadığı gibi bizden, “maaş bağladım” diye para istiyor. Bu tamamen insanları işyeri açmaktan soğutan ve insanları kolay kazançlara yönlendiren bir sistem. Adı üstünde Sosyal Sigorta hem zorla benim işçimi sigorta edeceksin, dünyanın parasını alacaksın hem de bir felaket anında ortada olmayacaksın.

Oysa ben işçimi daha ucuza daha iyi şartlarda özel sigortaya sigorta ettirebilirim. Zorla sigorta yap sonra hizmet verme. Ölen adam bir kişi yerine daha çok olsaydı benim 45 senelik sanayiciliğim ve hayatım sönerdi. Nerede Devlet anlayamıyorum?

Sanayici arkadaşlarla konuşuyoruz hemen % 80'i benden bu kadar diyor. Devlet büyüklerinin yalandan,  “iş, aş” demesine bakmayın. Kimsenin işyeri açılmasını istediği falan yok. Her gelen, sanayiciye bir darbe vuruyor. Rantçıyı kalkındırıyor. Allah’a Şükürler olsun şikayet bize yakışmaz ama mesleğimiz bize pek avantaj sağladı diyemiyeceğim maalesef. Birincisi Devlet sanayiciyi horladı ve sağmalık inek sanıyor. İkincisi ise meslektaşlarımızla oturup anlaşamıyoruz. Yüksek karlar edelim demiyorum ama hak ettiğimizin asgarisini kazanmamız lazım diye düşünüyorum.

Ben bu gün yeniden iş hayatına başlasam ve elimde olsa çiftçi olmayı isterdim. Ama adam gibi bir çiftçi (Amerika'daki gibi) sulanabilen 20 bin dönüm arazim olmasını ve buradan çift mahsul almayı isterdim. Ayrıca 50-60 bin koyun, 5-10 bin de sığırım olmasını isterdim.  En az üç yabancı dil bilip bu konularda Amerika'da ve Avrupa'da bilgi alış verişi yapmayı çok isterdim Ürettiklerim Dünyaca aranmasını ve yılda 500-800 milyon dolarlık dövizi de   Türk devletine getirmeyi çok arzu ederdim.

Bu güne kadar yazılarımdan dolayı ödül almadım okulda yazdığım kompozisyonlar beğenilirdi. Şu anda Pazartesi günleri Çorum'da ki Mahalli Gazetelerin dördünde yazılarım yayınlanıyor. Ayrıca Çorumlu 2000 Dergisinde aylık olarak ve Çekva'nın bünyesinde çıkan Çorumevi dergisinde de zaman zaman yazılarım çıkıyor.

Okuyucularım, telefonla beni arayıp teşekkür ediyorlar. Çok güzel konulara temas ettiğimi ve gümbür gümbür yazdığımı söylüyorlar.   “Aman devam et” diyen dostlarım benim için en büyük ödüldür.

Şu ana kadar mahalli gazetelerde sayısını hatırlamadığım kadar yazılarım yayılandı.. İlk kitabım 2000 yılında,  “Doğruları Söyledim 9 Köyde Sevildim” ismiyle çıktı. “Hayalimdeki Köy Sefa Köy” isimli ikinci kitabım ve 1952 den beri yazdığım 160 kadar  şiirimi içeren  3. kitabım “Yüreğimin Sesi” .ise 2004 yılı içinde çıkmıştır. “Doğruları Söyledim 9 Köyde Sevildim 2.”  kitabım ise şu an hazırlık aşamasındadır.

Kitaplarımın bütün masraflarını ben karşıladım. Gelirlerini ise hayır kurumlarına vereceğim.

İdealim  ise sanayiciliğin bütün zorluklarına ve devletin, hükümetlerin sanayiciyi hiç sevmemesine ve, bütün gücüyle ezmesine rağmen yıkılmadan sanayiciliğe devam etmektir. Şu anda iş yerlerimde 600 kişi çalışıyor. Bu rakamın 60 bin olmasını isterim. İşçilerime en iyi şekilde imkan sağlamayı (bir Ülker gibi olmayı) çok arzu ederim. Öyle bir sanayiciliği çocuklarım veya torunlarıma Allah nasip eder İnşallah.

Yazılarımda daha çok politikacıların kaytarıcılığından, sözlerinde durmamalarından, Çorum'a kazandırılması lazım olanlardan ve millet vekillerimizin beceriksizlikleri yüzünden yaptıramadıklarından, kaçırdıklarımızdan bahsediyorum.

Çorum'un suyu, trafiği, imar durumu yine bu beceriksiz insanlar yüzünden perişan edildi. Biz uyarıyoruz ama adamlar bizim anlattıklarımıza 2-3 sene sonra ancak intikal edebiliyorlar.

Gençlere önerilerimiz ise:

1- Çalışkan olmak.
2- Dürüst olmak.
3- Üretmek. Mutlaka kaliteli üretmek.
4- İnsanları, işini sevmek ve en iyisini yapmak.
5- Öğrenmenin yaşı yoktur. Her gün mutlaka bir şey öğrenmek. Ben 68 yaşındayım her gece yatarken ben bu gün ne öğrendim diye kendimi sorguluyorum.
6- İnsanlara nasihat vermek yerine örnek olmak.
7- Az konuşmak. Dinlemeyi bilmek. En mühimi ise azimli ve sabırlı olmak.

 

 
 
Bu site tasarımdaki gücünü sadeinteractive 'den almaktadır.